Human & Travel Stories
ATİNA’DA BİR PASTANE: PETEK’İN HİKAYESİ

Ocak 2026'da kaleme alınmıştır.
Pastaneleri, sadece tatlıları için değil birer hafıza mekanları oldukları için de severim. Burada kurulur ilk hayaller. Aşklar doğar kuytu köşelerinde. İlk telaşlı sohbet dile gelir iki dudağın arasında. Tatlı yiyince mecburen tatlı konuşanlarla dolar masaları. Annesinin paltosuna abanıp da parmağıyla pasta vitrinini gösteren çocuk büyür, bir yetişkin olup girer kapıdan yeniden. Artık çekinerek yiyecektir tatlısını. Tarihi menü duvarda asılı, veresiye defteri çekmecede. Her sabah kepenk açılır, her akşam ışıklar söndürülüp çıkılır. Her gün başka bir hikayeyi taşır un, şeker ve yumurta. Ve yıllar geçse de izi kalır böyle yerlerde yitip giden insanların ve anıların.
Victoria istasyonunun birkaç adım ötesinde, kapısında Petek yazan bir pastane. Yılbaşı arifesi olduğundan vitrin ışıl ışıl. Petek ismi malum Türkçe. Belli ki bu mekanın köklerini arasak, İstanbul’da ya da Anadolu’da bir toprak parçası çıkacak karşımıza. Öyle bir merakla, tanıdık bir hisle kapısını çalıyorum Petek’in. Girip çıkanı bol, içeride hummalı bir alışveriş. Yılbaşı öncesi beklenen bir hareketlilik. Vitrindeki bol şerbetli melomakaronalar, kabarmış yılbaşı çörekleri ve bulut gibi bembeyaz kurabiyeler yeni yılın habercisi gibi duruyor karşımda. Bir çocuk büyükannesiyle içeri giriyor, biraz sonra elinde süslenmiş bir pasta kutusuyla yüzünde başarmanın saadetiyle gülerek ayrılıyor dükkandan. Acaba kutunun içinde neler var?
Bir “merhaba” ile söze başlıyor, oradan buradan konuşuyoruz pastanenin şu anki sahibi Dimitra ile. Kendisi Serafina ve Yannis’nin gelini. Peki Serafina ve Yannis kim? Nasıl düştü yolları bu sokağa 1964 senesinde? Şimdi filmi geriye saralım.

1964: Atina’ya Tek Gidişlik Bir Bilet
Yannis İstanbullu, Serafina ise Kapadokyalı bir ailenin çocuğu. İstanbul’da geçiyor hayatları. 1964’teki Rum tehciri yasasına kadar mutlu mesut yaşıyorlar Kurtuluş’ta. Yannis’nin kendi açtığı pastane sadece birkaç sene işliyor zorunlu göçe kadar. Yunan tebaalı oldukları için kentlerini terk etmek zorunda kalıyorlar. Öncesinde ise 60’larda Kurtuluş’un en sevilen pastanelerinden Minyon’da pasta şefi olarak çalışıyor. Birçok mekan sahibinin Ermeni, Rum veya Yahudi olduğu dönemler. Pastanenin o zamanki sahibi de bir Yahudi. 1964’ten itibaren yaşanan kademeli göç dalgası sadece bu mekanları değil, Kurtuluş semtini de kısmen öksüz bırakıyor.
Yannis, büyük bir hevesle yaptığı pastalardan, açtığı pastanesinden ve çok sevdiği şehrinden kopmak zorunda kalınca, eşi Serafina’nın bu acıya dayanamayacağını düşünüp ona kendince bir “beyaz yalan” söylüyor. “Merak etme, kısa bir süreliğine Yunanistan’a gideceğiz. Ben İsviçre’de pasta şefi olarak bir iş buldum; seni ve çocukları alıp oraya taşınacağız.” Zar zor ikna olup kabul eden Serafina aylar sonra işin aslını anlıyor ve bir daha İstanbul’a dönemeyecekleri gerçeğiyle yüzleşiyor. Nea Filadelfeia, Atina’da taşındıkları ilk bölge. Daha sonra daha merkezi olan Patisia’ya geçiyorlar. Zorunlu göç, kağıt kesiği gibi içlerinde bir yerde dururken Petek Pastanesi Yannis ve Serafina’ya bir nebze deva oluyor. O heyecanla sarılıyorlar Petek’e ve yeni tariflere!
1964’te Atina’da Petek Pastanesi Doğuyor
İstanbul’dan da edindikleri deneyimle karı koca, kolları sıvayıp açtıkları Petek’i kısa sürede kulaktan kulağa yaymayı başarıyor. O dönemde, Atina’da pastane çeşidi az. Victoria bölgesi ise bugüne kıyasla daha gözde; yüksek sosyetenin, aktörlerin, şarkıcıların yaşamak için tercih ettiği bir yer. Ünlü simalar gelmeye başlıyor pastaneye, en çok da baklava ve dondurma yemek için. Zamanla sadık müşteri profiline kavuşuyor Petek. O yıllarda bu semtte İstanbul’dan taşınan çokça insan olduğundan pastaneye gelen müşterilerle Poli hakkında ve AEK (Konstantinopolis Atletik Birliği) maçları hakkında sıkça laflıyor.
İmza reçeteleri arasında Kaimaki ile öne çıkıyor. Manda sütü ve mahleple yaptıkları bir tür dondurma kaimaki, yani bizim bildiğimiz kaymaktan farklı. Sakızlı çörekler, çeşit çeşit baklavalar, kadayıflı tatlılar, kurabiyeler, klasik ve kadayıflı galaktoboureko, Paskalya çörekleri ve akla gelecek birçok lezzet önce Yannis’nin tariflerinde sonra da pastanenin raflarında hayat buluyor. Bir de müşteriler geldiğinde masalarda oturup keyif yapabilsin diye rakı yanına peynir, meze gibi atıştırmalıklar da ikram ediliyor. Diğer yandan, Serafina da özel müşterilerine elbiseler dikiyor ama evlerinde onun da elinin lezzetine diyecek yok.
Yannis’nin yıllar içinde çok sevilip sayılan pastanesine veda etme vakti geliyor bir gün. Kalbi zorda, elleri yorgun. Oğlu Yorgos işin başına geçiyor bu defa. Kendisi mühendislik okumasına rağmen birçok tarifi babasından öğreniyor, belki de genleriyle devraldığı yeteneği sayesinde işi kotarmayı başarıyor. Eşi Dimitra dükkanda gelenlerle ilgilenirken, kendisi imalathanede kolları sıvayıp reçetelerini artık ezbere bildiği tatlıları yapmaya başladığı o günden bu yana kaç kış, kaç bahar geçiyor takvimlerde? Bunun yanında Yorgos pastacılıkla ilgili dersler alıyor, vakit buldukça seminerlere gidiyor. Babasından yadigar dükkanının ruhunu korumak ama biraz da modernleştirmek istiyor. Masa sandalyeler zamanla kalkıyor, raflara yeni tarifler ekleniyor. Her sabah aynı saatte imalathaneden gelen bir araba geniş tepsileri getirip pastaneye bırakıyor. O tepsilerden kaldırılıp tek tek tezgaha konan tatlar sonra kimlerin evinde, kimlere keyif yaşatıyor, kim bilir.

Bugünün Petek’i
Victoria eskisi kadar gözde bir semt değil. Atina’da pastane çeşitliği düne göre daha fazla. Yine de halen hayatta olan sadık müşteriler Petek’in yolunu tutuyor. Belki de o insanların torunları da gelecek ilerleyen yıllarda. Yannis’nin torunu Eri ile konuşuyorum bu defa. Kendisi pastanenin sosyal medyasından sorumlu. Peki, bu işe ilgisi var mı diye sorduğumda “Ekonomi okudum, pastacılığı bilmem. Belki kız kardeşim ilgilenir gelecekte o da şef oldu.” diyor.
Eski siyah beyaz fotoğraflara bakıp anlatıyor, dedesi ve büyükannesinin ilk heyecanlarını. Ama İstanbul’a dair anılarında hiçbir şey hatırlamıyor. “Biz küçükken ne zaman İstanbul hakkında konuşsalar Türkçe’ye geçerlerdi, biz bir şey anlamazdık. Yıllar sonra farkına vardık ki duyup da üzüleceğimiz şeyler hakkında konuşurlarken dil değiştiriyorlarmış.”
Kurtuluş’taki Üstün Palmie’den aşina olduğum Paskalya çöreklerini soruyorum Eri’ye. “Sürekli yapılan ürünlerimiz arasındadır ama en çok Paskalya zamanı o çörekler için akın akın gelen olur.” diyerek anlatıyor. O anlatırken, pastanenin sokağına taşan kokusunu tahmin edebiliyorum: Mahlep ve sakız.
Dimitra’nın bize hediyesi birbirinden lezzetli baklava çeşitleriyle dükkândan ayrılırken biliyorum. Bu mekanın ruhu yüz yıl geçse de ölmez. Çünkü böyle yerler yaşamaya devam eder hafızalarda. Buraları var eden ellerin, elden ele aktarılan tariflerin, bazen mutlu bazen hüzünlü bakan o bakışların, unutulmaz acıların izi her köşesine siner ve sonsuza kadar kalır.
Şimdi, şu anda bile gülümsüyor hala başında aşçı şapkasıyla Yannis ve tatlı telaşını yüzüne tebessüm yapmış, inci kolyeli güzel Serefina.








