top of page

EDİRNE'NİN
SÜPÜRGECİLERİ

01-Süpürge otu tarlası-Edirne.jpg

Magma dergisi için kaleme alınmıştır // 2023. 

Her şey birkaç sene önce, Edirne köylerini gezerken süpürge otlarını görmem ve sonrasında otların süpürge olana kadarki yolculuğunu merak etmemle başladı. Daha sonra öğrendim ki Edirne’nin köylerinde süpürge otu yetiştirenler, şehrin merkezine yakın yerlerde ise süpürge imalatı yapan atölyeler var. Bu işten geçimini sağlayan ailelerin birçoğu tüm tarımsal süreci kendi içlerinde hallediyor. Bir kısmı da dışarıdan sezonluk tuttukları çiftçiler yardımıyla. 

 

Her adımda büyük bir sabır gerektirdiğini gördüğüm “süpürgeciliğe” dair; otların toplanışından süpürge haline getirilme ve borsada satışına kadar tüm süreci takip etmeye karar veriyorum. Bu süreçte, her biri kendince meşakkatli olan ekim, hasat ve atölye üretimlerinde bir bir dile geliyor çiftçi ve süpürgecilerin hikâyeleri…

 

 

Yolculuğumun ilk durağında, 50 seneden beri süpürge işinde olan Edirne doğumlu Şaban Avcu ile buluşup gittiğimiz süpürge yapım atölyesi var. Edirne merkezine birkaç kilometre uzaklıkta, sanayi bölgesinde yer alan atölyelerden biri burası. İçeride çalışan herkes gelen otları (süpürge teli deniyor) makinaların yardımıyla süpürge haline getiriyor. Tabii belli bir iş bölümü var ve herkesin yapacağı iş farklı. İşin teknik kısmına geçmeden önce Şaban Bey’den süpürge otlarının ekim zamanının Nisan ve Mayıs, hasat zamanının ise Haziran sonu, Ağustos başı gibi olduğunu öğreniyorum. Bu bilgileri not defterime kaydedip, hasatı göreceğim o anı bir yandan içimde sabırsızlıkla beklerken, bir yandan da bu işin inceliklerini ve Şaban Bey’in süpürgeciliğe nasıl başladığını konuşmaya başlıyoruz. “Kendimi bildim bileli süpürgeciyim diyebilirim çünkü Edirne’de 1970’lerde çok yaygın bir meslekti. Kimi görseniz süpürgeciydi” diye söze başlıyor. “Ama esas, Osmanlı zamanında, Musevilerin işiymiş bu” diye devam ediyor. 

 

Süpürgeciliğin, Edirne’ye Yugoslavya üzerinden geldiği rivayetler arasında. Eski dönemlere baktığımızda şehirde süpürgeciliğin ticaretini yapanların ise Edirne Musevileri olduğunu görürüz. 15.Yüzyıl’da İspanya’dan gelen Sefarad Musevileri uzun süre ticaret merkezi görevi gören Edirne’ye yerleşerek ticaretle ilgilenmeye başlayan cemaatlerden. Zaman içerisinde sayıları giderek artarak kendi mahallelerini, sinagoglarını ve sosyal alanlarını oluşturuyorlar. Ticaretle uğraşarak geçinmeleri ise Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar devam ediyor. Daha sonraki yıllarda cemaatin sayıları giderek azaldığında, Edirne’de yaşayanlar bu mesleği onlardan öğrenip, devralarak gelecek nesillere aktarmaya başlıyor. Hatta öyle bir yayılıyor ki süpürgecilik, Şaban Bey’in deyimiyle “süpürgeci olmayana kız vermek istemiyorlardı!”. Yine kendisinin aktardığına göre “1970’li yıllarda Edirne’nin merkezinden şöyle bir geçen en az 200 adet süpürge dükkânı, atölyesi sayabilirdi. Sükseli bir meslek haline geldiğinden herkes bir şekilde bu işi öğrenmek isterdi. İstanbul tüccarlarının da o zamanlar talebi çoktu. Bostan Pazarı ve Ayşe Kadın Han, Edirne’de süpürgecilik dendiğinde akla gelen iki yer oldu zamanla”. Bostan Pazarı, şu anda süpürge borsasının da bulunduğu yer.

 

“Ellerimizdeki boyayı (süpürgeyi sardıkları ipleri boyuyorlar) silmezdik. Görüp de bak bu süpürgeci desinler, kızlarını bize vermek istesinler diye. Şimdiyse öyle değil tabii. Edirne’de artık sadece üç büyük imalathane var. Bir kere, ham maddeyi bulmak giderek zorlaşıyor. Esnafın kârı da azalıyor, o durumda bu kadar uğraşa değmez diyerek devam etmek istemiyor çoğu esnaf. Tabii işçiliği de zor bu işin. Bir de süpürge otu yetiştiriciliği yapıyorsanız bu işi aile içinde çözmek lazım ki kârı daha fazla olsun. Kalabalık aileler mesela daha yatkın süpürge otu üretmeye. Hasatın da işçiliği zor; o otları tarladan toplaması, ayıklaması, kurutması… Yavaş yavaş süpürgecilik Edirne’den Adapazarı, Balıkesir, Susurluk, Ödemiş gibi yerlere kayıyor. Oradakilerin verimleri daha fazla, bir de çoluk çocukları fazla.” Verimden söz açılınca merak ediyorum, süpürge otlarının yetişebilmesi için ne gerekli diye. “En gerekli şart tarlanın sulak olması. Bu yüzden yağış alan yerlerde ekiliyor. Yağış azalınca teller giderek kalınlaşıyor, bu da süpürge kalitesini kötü etkiliyor.”

 

Şaban Bey’in de çalıştığı bu atölyenin sahibi, baba mesleğini devam ettiren genç bir emekçi. Eskisi kadar kârlı bir iş olmasa da üretim sürecinin aksamadan devam etmesini, “gittiği yere kadar gidecek” diye umuyor. Kendisinin verdiği bilgilere göre bir kişi günde yaklaşık 100 adet süpürge yapıyor. Yapımı biten süpürgeler haftada bir gün, bir kamyonla ambardan İstanbul’a dükkanlara satılmak üzere naklediliyor. O esnada Şaban Bey araya girerek; “Eskiden en az üç gün giderdi bu kamyonlar…” diyerek serzenişte bulunuyor. 

 

Süpürge Yapımına Dair...

Teknik sürecin detaylarına geçtiğimizde bir süpürge yapımının umduğumdan zor ve uzun olmasına biraz şaşırıyorum. Öncelikle, atölyede çalışan her ustanın görevi farklı. Örneğin; Salim Yenibaş Usta zahre (kesim) ve tepelik yapıyor. Sarma-bağlama-dikme görevleri bir diğer ustanın. Makinada yapılan son işlemler (sarma-bağlama-dikim) için herkesin sorumlu olduğu bir makinası var. Bir usta bir dikişi bitirdiğinde arka taraftaki ustaya son dokunuşları için veriyor; bir nevi üretim bandı gibi. 

 

Öğreniyorum ki Salim Usta’nın ayağındaki aletin adı “mengene” imiş. Bağlama işlemi için kullandığını söylüyor. Salim Usta, yıllar içinde sanki bir uzvu gibi kullanmayı öğrenmiş mengeneyi. Öyle çevik kullanıyor ki ipi bir yandan ayağıyla gerdirirken bir yandan da elleriyle süpürgenin tepeliğini yapıyor. Bu sürecin sıralamasını öğrenmek istediğimde, yeni terimlerle tanışıyorum. Salim Usta işi şöyle özetliyor: “Öncelikle süpürge otları ayıklanarak ince, kalın diye ayrılacak. Demet haline getirilecek; ikişer olarak iple bağlanarak ve gövde oluşturularak. Tepeliği mengene yardımıyla hazırlayacağım. Ayakçak ile sapına tel bağlanacak. Tokmakla tepeye şekil verilip, süpürgeye sap oluşturulacak. Makinada renkli iplerle dikim işlemine gelecek sıra. Süpürge uçları ise yine makinada kırpılarak aynı hizaya getirilecek. 10’ar adet gruplara ayrılarak desteklenecek. Sonrası ise işin ticari ayağı ve nakliye. Tüm bunları not ederken bir yandan ustaları izliyorum. O esnada anlıyorum ki işin özü sanki birkaç adımdan ibaretmiş gibi duyuluyor. Ancak, uzun süren bu işlemleri izlerken her bir yapım aşamasında ustaların gösterdiği sabra hayranlık duymamak elde değil. 

Çiftçilerin Hasat Zamanı

Sapsarı otların çevrelediği Edirne köylerine bu kez hasat zamanında geliyorum. Ağustos’un başında tüm otlar sıcağa karşı koyamayarak sararıp, sanki yorgun düşmüşler. Halbuki süpürge otlarının tam da toplanma zamanı işte bu sarardıkları zaman. Ayrıca, Nisan ayında ekilen otlar eğer sezon boyunca yeterince suya doymuşsa çiftçiler mutlu, çünkü o zaman daha çok verim alınıyor bu otlardan. 

 

Bir koyun sürüsünün arkasından yavaşça ilerleyerek dar bir girişten geçiyorum. Yan yana kondurulmuş derme çatma çadırlar, Edirne’nin Süleymaniye köyünün bir bölümünde toplanmış. Bu çadırlar geçici kurulmuş; içlerindekiler ise çiftçilerin süpürge otu toplamasına yardım etmek için diğer köylerden gelen Roman vatandaşlar. Biraz ötedeyse sarı otları demetleyip, uçlarını makinadan geçiren bir aile dikkatimi çekiyor. Hemen yanlarına gidiyorum. Yılın beklenen zamanı gelip çatmış, bu otlar hasat edildikten sonra ayıklanacak ve süpürge borsasına gitmek üzere yola çıkacak. Kimisi de borsaya göndermek yerine, kilo başına anlaştıkları fiyat ile doğrudan tüccarlara satıyor. “Aman dikkat et kızım otlara, alışık olmayanı kaşındırır” diyor al yanaklı, sevecen gülüşlü Müzeyyen Hanım. 30 yıldır bu işi yaptığını söylüyor kızı ve eşi ile beraber. Şaban Usta’nın atölye ziyaretimde de öğrendiğim üzere süpürge otu yetiştiriciliğinde ‘aile olmak’ mühim. Dışarıdan günlük yevmiye ile çalışan çiftçiler de var fakat birçok çiftçi bunu zorunda kalmadıkça tercih etmiyor.

 

Otları elle tarladan toplamak görünen o ki epeyce uğraş ve zaman demek. Sabahın 6’sında geldiğim bu tarlalar ilerleyen saatlerde boşalmıyor, aksine güneşin yakıcı etkisine rağmen gelip gidenlerle dolmaya devam ediyor. Bir başka çiftçi aile Hüseyin Bey ve eşi Ayşe Hanım ile tanışıyorum. “Neyse ki bu otları toplamak için makinalar çıktı ama onları da bir başına bırakamazsın” diyorlar. Ayşe Hanım gururla ekliyor; “Çok emek veriyoruz ama şükür ki çocukları da süpürge otu yetiştirerek büyütüp okuttuk. Hatta evlendirdik de. Süleymaniye Köyü’nün yüzde 80’i bu işi yapar. Çoğu ailece çalışır. Başka bir şeye yanaşmayız çünkü bu işi öğrenmişiz, bununla geçinmesini bilmişiz.” 

 

Süpürge otlarını toplamakla iş bitmiyor. Bu otlar sonradan evlere götürülüp, kabuklarından ayrılıp kurutuluyorlar. Süpürgenin en dış kısımlarından da inekler otlanıyor. Otların bekleme süresinde nemli kalmamaları lazım, bu yüzden işi biten otlar ambarlara konuluyor. Tohumla süpürge tellerini birbirinden yine çiftçiler ayırıyor. Bir sonraki ekimi o ayırdıkları tohumdan elde etmek için. Demet haline getirdikten sonra da geriye borsa zamanını beklemek kalıyor. Bazı çiftçiler ise evlerinin ambarında sakladıkları otları hemen borsaya götürmek yerine bir süre bekletiyor. Böylece, otların azaldığı bir dönemde biraz daha pahalıya satabiliyorlar. 

1983’ten beri çiftçilik yapan Fikriye Hanım ve eşi Ahmet Bey’i günün ortasına kadar tarlada izliyorum. Yavaş yavaş yamacın aşağısına iniyoruz. Bu esnada sol tarafımızda topladıkları otlar giderek birikiyor. Öyle bir atik ki Fikriye Hanım, otları orakla hızlıca kesip uzun otlar arasında yol aça aça ilerliyor, bir yandan da bana hikâyeler anlatıyor. Yağışların azalmasıyla eskisi gibi verim alamadıklarından şikayetçi. Çocuklarının da bu işi yapıp devam ettirmesini çok istemiş ama onlar istememişler. “N’apalım gittiği yere kadar biz götüreceğiz.” diyor.

 

Süpürge Borsası’nda Geçen Birkaç Saat

Daha önceki gezilerimde çiçek ve tesbih borsalarına denk gelip izleme fırsatı bulmuştum ama hayatımda ilk kez süpürge borsasındaki satış anına şahitlik ediyorum. Sabahın ilk ışıklarında, henüz yollar serinken Edirne Süpürge Borsası binasına doğru ilerliyorum. Bu pastel renkli, önünde bir Atatürk büstünün olduğu eski binanın yanında birkaç atölye var. O atölyelerden yollara kadar otlar taşmış, sağımız solumuz süpürge otu. Ama esas heyecan bir iki saat sonra başlayacak. Yani, kamyonlar, traktör römorkları ve at arabaları ile dolusu süpürge otunun bu binaya giriş yaptığı saatlerde. 

 

Borsada her Pazartesi sabahı müzayede yapılıyor. Edirne’nin en tanınmış ve en eski süpürge ustalarından Hamdi Gaspar ile söyleşirken işin tüyosunu da ondan almış oluyorum. “Borsada müzayede saatinden önce gidip bir bakmak lazım süpürge otlarının durumuna. 50 seneyi aşkın bir süredir bu işi yapıyorum. O yüzden elimi otların arasına şöyle bir sokunca bile anlıyorum, iyi mi kötü mü” diyor. Sonradan gördüğüm kadarıyla da bu işin “raconu” böyle; müzayede başlamadan önce kamyonları gezip, otlara dikkatlice bakmak. 

 

Bu esnada gelen kamyonların önünde çiftçiler ve alıcılar (süpürge otu ustaları ve atölye sahipleri) bir araya geliyor. Sigaralarının birini bitirip ötekini yakarlarken, bir yandan da göz ucuyla otların durumuna bakıyorlar. İçlerinden biri bana özet geçiyor: “Rengi, sıklığı, genişliği ve kuru olması mühim. Bunlara bakacaksın alırken” diye. Şu anda Edirne Ticaret Borsası’nda 10’dan fazla süpürge esnafı varmış ama birkaç sene önce bu sayının iki katı olduğunu öğreniyorum.

 

Satıcıların süpürge otları kamyon veya at arabasında görücüye çıktıktan sonra fiyatıyla birlikte alıcısı belirleniyor. Bu kısım yabancısı olmadığım açık arttırma ile ilerliyor. En son aşamada ise alınan süpürge otları kantarda tartılıyor. Kilosu üzerinden hesaplanıp, alıcı ve satıcı arasında el sıkışma gerçekleşiyor. Getirilen araçlara hızla yükleniyor alınan süpürge otları. Bütün bir süreç sanki bir anda,  çiftçilerin ve tüccarların yıllardır ezberledikleri bir ritimde akıp gidiyor. Pandemi dönemi tam olarak sonlanmadan şahitlik edebildiğim borsanın, aslında normalde çok daha kalabalık olduğunu öğreniyorum. 

 

Edirne Şehir Merkezindeki Aynalı Süpürgeler

Edirne’de hayat seyrinde akmaya devam ediyor. Bir restoranın önünde mengenesiyle süpürge yapan bir ustanın heykelini görünce gülümsüyorum. Sabuni’deki Kapalıçarşı dükkânlarında hemen dikkatimi çekiyor; algıda seçicilikten olduğunu tahmin ettiğim aynalı süpürgeler. Bu hediyelik süpürgeleri yapan ustaları bulmak için yola düşüyorum bu defa. 7 metrelik Mecidiye Köprüsü’nden geçerken Meriç Nehri’nden gelen nemi iliklerime kadar hissediyorum. Bir çınaraltı kahvehanesine uğrayıp ahaliye sorarak bulduğum, aynalı süpürge ustası Varol Kuzu’nun atölyesinde, geçtiğimiz aylarda elime aldığım kocaman süpürgeler minyatür bir halde karşıma çıkıyor. Kendisi, neredeyse tamamı süpürgeci olan bir aileden gelmekte. Bir süre süpürgecilik yaptıktan sonra turistik, hediyelik olan küçük boylardaki aynalı süpürge yapımına geçmiş. Sora sora bulduğum atölyesi tabelasız, kapısını aralayınca renkler içinde ufak bir dünya. Atölyesinin masalarında kesilmiş aynalar, boncuklar, ponponlar, süpürge parçaları… Sakin, acele gerektirmeden, el ile üretmenin getirdiği o sükunet Varol Bey’in karakterine de yansımış sanki. Tarihi çarşılarda satılan hediyelik mini süpürgeleri yapmayı sevse de aile mesleğinin giderek yok olmasına biraz hayıflanıyor. “Keşke bu zanaat eskisi gibi sürdürülebilse. Ne yazık ki artık o çaba ve emeğe değmiyor gibi. Ben de yeni bir alanda bu işi yapmaya karar verdim.” derken, hafifçe tebessüm ediyor. 

 

Aynalı süpürgelerin hikâyesi eskilere dayanıyor. Gelinlerin çeyizine konulması için yapılan bu süpürgeler, o zamanlar normal boyuttaymış. Bir rivayete göre; süslü gelinlerin ev işini aksatmasın, aynaya bakmaya vakit bulamadığında evi süpürürken üzerlerindeki aynalardan kendilerine bakabilsinler diye çeyize konurmuş. Diğer bir rivayete göre ise evin dış kapısına asılı olduğunda “bu evde evlenecek çağda bir kız var” anlamına gelirmiş. Bu süpürgeler zamanla ufalıp, Edine’ye özgü hediyelik eşyalar arasına girmiş. 

 

Bütün bu öğrendiklerimden sonra Edirne merkezinde gördüğüm her süpürgeye artık başka gözlerle bakıyorum. Birkaç esnaf çarşıdaki dükkân önlerine dökülmüş çınar yapraklarını çalı süpürgeleriyle süpürüyor. Hatta biraz ıslatıp, su döküyor. Bir başka esnaf gelen bir turiste aynalı süpürgelerinin olduğu tezgahını gururla gösteriyor; “her boyda, her çeşitte var” diyerek. Dönüş yoluna geçtiğimde borsadaki hızlı dakikaları, ustaları, söyleşiler esnasında gördüğüm işin inceliklerini, her şeye rağmen emek vermekten vazgeçmeyen çiftçilerin alın terini düşünüyorum. Bundan böyle elime alacağım hiçbir süpürgenin benim için “herhangi” bir süpürge olmayacağını bilerek. 

bottom of page