top of page

NİŞANTAŞI:
APARTMAN HİKAYELERİ

02-Bayer.jpg

Servant mekanının gazetesi için kaleme alınmıştır. // Kasım 2025

Nişantaşı sokaklarında, günün erken saatleri. Yollar belli bir saatten sonra akın akın insan. Bir de araba. Yaprakların bir kısmı yola uzanmış, çıtır çıtır. Mevsim saatlerce yürümeye davetkâr. Yarım asırdır bu caddede yaşayan bir komşu, apartman komşusuyla ayaküstü sohbette. Birazdan en sevdikleri büfede dönerlerini yiyecekler. Meraklı birkaç göz bir mağaza vitrininde, pür dikkat; giysilerin renklerinden hipnotize olmuş gibi. Bir veli heyecanlı bekleyişinde, çocuğu birazdan okul kapısından koşarak çıkacak. 

 

Vali Konağı, bu sabah da her zamanki gibi yüzlerce ses ve yüzü buyur etmiş. Renk karmaşası ve korna senfonisi cabası. İştah açan kokular, caddenin olmazsa olmazı. Mağazalar, butikler, büfeler, doktor muayenehaneleri, güzellik salonları, restoranlar ve kafeler de. Ve elbette apartmanlar. Yan yana, omuz omuza. Eski, yeni. Bazılarının girişlerine saksıda çiçekler yerleştirilmiş, bazılarının merdivenlerine bordo halılar serilmiş, isimleri merak uyandıran ve başımı her kaldırışımda ayrı bir detayıyla aklımı çelen. Kiminin pencereleri giyotin, doğramaları soyulmuş, boyaları solmuş ama halen nasıl da güzel… Kapıları aralıksa içeriden aceleyle dışarıya çıkanlar, kapalıysa bir köşede oturan ve belli ki biraz canları sıkılmış güvenlik görevlileri. Bu apartmanların her biri ayrı bir hikâye, kulak verene. Durup da onca işinin arasında onları izlemeye değer görene.  

 

Bayer Apartmanı

Bayer Apartmanı’nı ilk keşfedişim, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni bitirir bitirmez kendimi Nişantaşı’na attığım günlerden birine denk geliyor. Kitapta geçen Merhamet Apartmanı, belki gerçektir umuduyla Teşvikiye Caddesi’ni boydan boya adımlamış ve o sırada zerafetini kapısından itibaren ele veren Bayer ile karşılaşmıştım. 

 

Binayı seyreden birini ilk bakışta kapısıyla kendine çeker Bayer. Kapı tokmakları, dore dokulu bir fontla yazılmış zarif mi zarif Bayer adı ve apartmandan birkaç adım geriye gittikçe kendini gösteren cephesiyle Rumeli Caddesi kesişiminde yer alır. 

 

Yapının mimarı, Rüknettin Güney (binadaki imzasında ismi Rükneddin diye geçer), bir zamanların şaşalı Taksim Belediye Gazinosu, Tarık Akan’ın oyunculukla keşfedilmesinden önce kabinlerinde görev yaptığı bilinen Florya Güneş Plajı, eski Nişantaşlıların anılarında mutlaka bir yeri olan Nişantaşı Konak Sineması, Beyoğlu Evlendirme Dairesi ve Divan Oteli gibi önemli yapıların tasarımına hayat vermiş. Galatasaray Lisesi’nde eğitim gördükten sonra 1930’ların Paris ekolünde kendini yetiştirmiş ve ülkesine döndükten sonra da Lütfi Kırdar döneminde mimarlık alanında önemli eserler ortaya koymuş. Yapıyı yaptıranın ise Burdurlu eczacı Hüsnü Bayer olduğu biliniyor. Kendisi, 40’lı yıllarda İstanbul’a yerleşerek bu apartmanda Derman Laboratuvar’ını kuran kişi. Günümüzde antika ilaç kutularına aşina olanların hemen hatırlayacağı hardal sarısı rengindeki Derman isimli tablet kutuları, ağrılara karşı geliştirilmiş formulüyle uzun yıllar satışa sunulmuş. Ta ki sonradan haklarını Gripin’e devredene kadar. Bugün, o laboratuvar yerinde olmasa da Hüsnü Bayer’in sağlık sektöründe çalışan oğlu, binadaki daireleri bir sağlık hizmetine ve muayenehanelere ayırdığından, bu apartman daha çok sağlıkla ilgili konularda işi düşenlerin uğrak yeri.

 

Pamuk, Nam-ı Diğer Şehrikalp Apartmanı

Biraz ötede, kapı girişinde ince, uzun gövdeli çınar ağacının selamladığı bir apartmanın önünde her Orhan Pamuk okuru gibi ben de bir dakikalığına da olsa dururum. Üzerinde Pamuk Apartmanı yazan bu apartman, yazarın tüm ailesine ev sahipliği yapmış, kuşakların hikayelerine tanıklık etmiştir. Pamuk, her ne kadar buradan söz ederken artık pek keyif almadığını, bu sokağın alışveriş merkezi tutkunlarına hitap ettiği günden bugüne kalabalıklaşıp, kendi gözünde sıkıcı bir hale büründüğünü belirtse de Kara Kitap’ı okuyan herkesin kalbinin hızla çarpmasına neden olur Pamuk Apartmanı. Çünkü kitapta Şehrikalp diye geçen apartmanın ta kendisidir.

 

İstanbul Hatıralar ve Şehir kitabında da yer verilir bu aile apartmanına. Hatta yazarın çoçukluğundaki siyah beyaz portre fotoğraflarının bir kısmı bu apartmanın balkonunda çekilmiştir. Dışarıdan bakılınca mimari olarak büyük bir değeri olmasa da içinde geçen hayatların, yazarın anı kitaplarında anlatmaktan çekinmediği aile kavgalarının, iflasların, kalp kırıklıklarının da evidir burası. 

 

Yazarın arka balkonuna çıkıp izlediği, çocukken onu etkileyen paşa konaklarının ve gül ağaçlarının artık görülmediği, kuş cıvıltılarının değil de daha çok yoldan geçen araba ve binalardaki klima seslerinin duyulur olduğu apartmanın, yazarın artık yılın büyük bir kısmını Cihangir ve adalarda sürdürdüğü evlerinin yanında pabucu biraz dama atılmıştır. Yine de Orhan Pamuk seven okuyucuların ve bu şehri dönüşümleriyle de belleğine kazımak isteyen İstanbul sevdalılarının en az bir kez önünden geçmesi gereken o apartman Pamuk Apartmanı’dır! 

Sünbül Apartmanı

Vali Konağı’nın en modernist binalarından biri olan Sünbül Apartmanı’nın önüne gelince içimden gelen ilk istek başımı kaldırıp merdiven kısımlarına yerleştirilmiş asimetrik camlara bakmak olur. Böylesine incelikli detayların artık yeni yapılan hiçbir binada karşımıza çıkmamasına hayıflanır, eski mimarların detaycı kişiliklerine bir kez daha hayranlık duyarım.

 

Sünbül Apartmanı’nın mimarları Nişan Yaubyan ve Harutyun Vaporciyan, binanın tasarımını yapmaya başladıkları 50’li yıllarda şöyle bir röportaj verir: “Nişantașı Sünbül Apartmanı işini birlikte aldık. Her şeyiyle uğraştık çünkü her şeyi ilk defa yapıyorduk. Hatta pek çok şeyi orada öğrendik." (Serbest Mimarlar Derneği Dergisi) Nişan Yaubyan, Amerika’da çalıştığı yıllarda meşhur İkiz Kuleler’in yapımında da çalışır. “Yaptığım binaların çoğu ne yazık ki yıkıldı” diyen mimar Yaubyan, bu proje sürecini de şöyle anlatır: “İkiz Kuleler dediğimiz proje bir ekip işiydi. Patron, tasarımcı ve onun altında 5-6 kişi var. Böyle bir grup çalışması oluyor. Yapılanları patron haftada bir denetliyordu, bir şeyler söylüyordu ve buna göre bir çalışma süreci belirliyorduk. Ben projenin daha çok çevresiyle ilgileniyordum. İkiz Kuleler’in bir meydanı vardı, havuz, etrafında alçak binalar ve bir otel vardı. Bu işlerin dizaynıyla uğraştım daha çok. Ve esas olarak kulelerdeki lobiyi dizayn ettim.” (Gazete Kadıköy)

 

İki mimarın el ele verip, ilk cesur denemelerinin başarıyla sonuç verdiği Sünbül Apartmanı’nın cephesine işlenmiş geometrik şekiller ise Kuzgun Acar’a aittir. Benimse bu apartmana dair en çok merak ettiğim şeylerden biri; isminin neden Sümbül değil de Sünbül olduğudur… 

 

Narmanlı Apartmanı 

Narmanlı, Teşvikiye’deki yapılar arasında bir apartmandan çok daha ötesidir. Tarihin bütün ihtişamını halen saklar gövdesinde, art nouveau üslubundaki cephesinde ve incelenmeye değer ayrıntılarında. Beyoğlu’ndaki Narmanlı Han’ın da sahibi olan Narmanlı ailesi, 1930’lu yıllarda yaptırır bu apartmanı. 

 

Apartmanın dairelerinden nice aile gelip geçer yaşam öyküleriyle beraber ama içlerinden biri bu öyküleri kitaplarında anlatarak ölümsüz kılar. Yazar Ayşe Kulin, 1941 yılında bu apartmanda doğar. Anneannesi Leman Hanım'a ait olan dairede çocukluğunu geçirir. Yıllar geçip de ailenin mali durumu kötüleşince satmak zorunda kaldıkları bu apartmana dair duygularını şöyle anlatır, Foto Sabah Resimleri isimli yarı biyografik kitabında: 

 

“Çocukluğumun Ada’daki köşkte geçen yaz tatilleri dışında, ben hep bu beton apartmanların odalarında yaşamıştım. Beton odaların tavanları, önceleri çok yüksek ve kartonpiyerli iken giderek alçalıp, sadeleşmiş, odaların boyutları giderek küçülmüştü. Anneanneme ailesinden kalan avizelerin önce zincirleri kısaltılmış, sonra da onları dar odalardan, daha geniş ve yüksek tavanlı evlere terfi ederek bizimle yer değiştiren kişilere satmıştık. Anneannem, bizden eşyalarımızı satın alacak güce sahip o kişileri hep küçümsemişti nedense. O baygın yeşil gözleri ile bir devrin tüm ihtişamını görmüş ve yaşamıştı. Ben sadece ondan duyarak imrenmiş, özenmiş ve hayal etmiştim.”

Uğur Apartmanı

Vali Konağı’ndan Halaskargazi taraflarına ilerlediğimde, sokağından her geçişimde gözlerimi alamadığım Uğur Apartmanı yer alır. Zafer Sokak’ın bu incisi, binasının yanına asılmış plaketteki mimar ismiyle yıllara inat parlar durur. 20’li yılların İstanbul’unda başarılı Rum mimarlar arasında ismi geçen Apostol Mavrodoğlu’nun en bilinen mimari eserlerinden bir diğeri de Kurtuluş’ta bulunan, neoklasik ve art nouveau tarzındaki ikiz apartmanlar Şahin ve Ülkü’dür. Mimarın o yıllarda mimarlık ofisinin de Kurtuluş’ta olduğu bilinir.

 

Art-nouveau uslübündeki Uğur Apartmanı, mermer söveli giriş kapısı, yaprak kabartmaları, alçı süslemeleri ve dökme basamakları ile halen çok güzel olsa da ismiyle çelişen bir kaderi olmuştur. Bir rivayete göre kurallara uymayan bina sahipleri doğramaları değiştirip, pencereleri asıl görünümünden uzaklaştırınca tarihi eser kategorisinden çıkarılır. 

 

Zafer Sokak’ın diğer dikkat çekici yapılarından Levent Apartmanı modern mimari severlerin, köşedeki pembe yeşil renklere boyalı Antik Palas Apartmanı ise Avrupa Yakası dizisi seyircilerinin hemen dikkatini çekecektir. 

bottom of page