Human & Travel Stories
JAMES BALDWIN'IN
İSTANBUL'U

Aposto İstanbul için kaleme alınmıştır. // Mart 2025
İstanbul, tarih boyunca yalnızca Türkiye’nin farklı bölgelerinden göç edenlerin değil, sürgünlerin, arayışta olanların ve kentlerinden koparılanların da sığınağı olur. Takvimler 1961’i gösterdiğinde, çalkantılı bir atmosfere giren Türkiye’de kendi “evini”bulan isimlerden biri de James Baldwin’dir.
Amerikalı aktivist ve yazar 1924’te Harlem’de doğar. 60’larda Amerika’da giderek artan homofobik söylemlere ve siyahilere yönelik uygulanan ırkçılığa karşı kendi üslubunda direnmeyi seçmiş bir başkaldırandır. Bazen ailevi sorunları, bazen de ülkesinde kendini güvenli hissetmemesi sebebiyle yer yer içine çekilerek duygularını yazılarıyla, kaleme aldığı tiyatro oyunlarıyla dışa yansıtmayı tercih eder. Letter from a Region in My Mind adlı yazısında söz ettiği; New York’ta gezdiği bir sırada bir polisin ona “Siz zenciler neden kendi mahallenizde kalmıyorsunuz?” sorusu, ülkesini terk etme arzusunu ateşleyen şeylerden sadece biridir. Bir süre yaşadığı Fransa’yı da ardında bırakarak, karmaşık bir yapıda olan ve her gün yeni bir siyasi gelişmenin yaşandığı 60’lar Türkiye’sinde yeniden bulur kendini. Yıllardır üzerinde çalıştığı fakat bir türlü bitiremediği Another Country kitabını da İstanbul’da tamamlar. Türkiye 27 Mayıs 1960 darbesinden yeni çıkmış, ekonomik sıkıntılarla boğuşan, üst üste idam kararları uygulayan, parti koalisyonların kurulduğu, öğrenci hareketlerinin arttığı, sağ ve sol örgütlerin çatıştığı, Alparslan Türkeş liderliğinde MHP’nin kurulduğu, askerin siyasetteki etkisinin sürdüğü zorlu bir dönemden geçiyordur.
Peki, yazarı böyle bir atmosferde, en kaotik şehirlerden birinde üretmeye iten, birçok röportajında “Türkiye hayatımı kurtardı” ifadesini kullandırtan ve aidiyet duygusunu kendi ülkesinden çok daha fazla hissedeceğine dair arayışlar içine çeken nedir? Gelin, hikâyeyi en başa saralım ve 60’lar İstanbul’una uzanalım.

İstanbul’a İlk Adım: Doğu ve Batı Arasında
Geçtiğimiz ay, New York’taki Brooklyn Halk Kütüphanesi’nde açılan Turkey Saved My Life: Baldwin in Istanbul, 1961-1971 (Türkiye Hayatımı Kurtardı: Baldwin İstanbul’da, 1961-1971 yılları) isimli bir sergi açıldı. Bu sergide, yazarın yakın arkadaşı fotoğraf sanatçısı Sedat Pakay’ın çekmiş olduğu karelerle Baldwin’in İstanbul yıllarına odaklanırken, üstte sıraladığım sorular da zihnimi meşgul etti. Yazarın o dönemde geçtiği sokakları, ziyaret ettiği yapıları, kaldığı evleri, yakınlık kurduğu isimleri, kaleme aldığı yazılarını araştırmaya koyulurken, İstanbul’un bazıları için nasıl da iyileştirici bir gücü olduğunu anladım.
Baldwin, aslında İstanbul’u eliyle koymuş gibi ilk seferde seçmez. Öncesinde Fransa’da bir süre vakit geçirir -ki röportajlarından anladığımız üzere orada da pek mutlu olmaz. Avrupa’nın ikiyüzlü tavrını dobraca eleştirir. Sonrasında İsrail’e yaptığı umut dolu bir yolculuk, kendi tabiriyle tam bir hayal kırıklığı olur. Orada gördükleri, tellerle çevrili sınırlar ve Filistin halkının yaşadıklarından o dönemki yazılarında açıkça bahseder. 1961’de adım attığı ve ona 1971’e dek bir eşik mekânı olan İstanbul ise istediklerini verecektir.
Baldwin, New York’tayken 1956’da Giovanni’s Room adlı romanını yayımlar. Roman Paris’te geçen bir aşk hikâyesini cinsellik, kimlik ve aidiyet temaları üzerinden anlatır. Bu romanın sahneye uyarlandığı dönem, bir provada Giovanni karakterini canlandıran Engin Cezzar ile tanışır. Hatta, Engin Cezzar, 1957’de Baldwin’in The Amen Corner adlı oyununda Broadway’de başrol oynar. Bu tanışıklık zamanla dostluğa dönüşür. Cezzar, 1961’de Baldwin’i İstanbul’a davet eder ve ona evinin kapılarını büyük bir sevecenlikle açar. Cezzar’ın partneri ve daha sonradan evleneceği Gülriz Sururi, otobiyografik kitabı Bir An Gelir’de James Baldwin’den bahseder. Kitapta, Baldwin’in İstanbul’daki yıllarına, Engin Cezzar ile olan dostluğuna ve birlikte geçirdikleri zamanlara dair anılarını anlatır. Baldwin’le ilk karşılaşması içinse şöyle der:
“Engin'in Amerika'dan en yakın arkadaşı ünlü yazar James Baldwin davetimize biraz geç olarak yetişiyor. Ama bu ilk Türkiye'ye gelişinde ünlü değil pek o kadar ve cebinde de beş parası yok. Bir davet veriyoruz evde, evliliğimizi kutluyoruz. İlk görüşte çok çirkin bulduğum Jimmy'ye alışınca onu güzel bile buluyorum. İçinin güzelliği dışına vuran insanlardan. Tanıdığım, dost olduğum ilk zenci. Engin'in Actor's Studio'dan arkadaşı. Orada Jimmy'nin bir oyununda oynamış Engin ve öyle başlamış dostlukları.”
Her ne kadar o dönem ülke çalkantılar içinde olsa da İstanbul’un kimliğindeki bazı unsurlar Baldwin’i ruhen besler. Ne de olsa İstanbul tarih boyunca her daim korunaklı bölgedir; özellikle de sanatçı ve entelektüel kesim için. Gündeme değer ama onu elinde uzun süre tutmaz. Bu şehre ilk kez gelen bir yabancı, ülkenin ekonomik koşullarını, buhranını, siyasi çatışmalarını hemen ilk görüşte algılayamaz. Hayat bir şekilde şehrin büyük çarkında dönmeye devam ediyordur. Tiyatrolar, sinemalar, insanların günlük eğlence alışkanlıkları sekteye uğramaz kolay kolay. Baldwin’in de Cezzar çifti vesiylesiyle içine girdiği sanat ortamı onu beslemeye, yeri geldiğinde daktilosu başına çekilip yazdıklarına odaklanmasına yardımcı olur. Another Country dışında, The Fire Next Time ve No Name in the Street isimli eserlerini de buradayken tamamlar. Ayrıca, 1969’da John Herbert’ın Fortune and Men’s Eyes isimli tiyatro oyununu İstanbul’da sahneye koyar. Erkek oyuncuların kadın kılığına girdiği, eşcinsellik üzerine söyleyecek sözleri olan, Baldwin’in Fransa’da birkaç gün hapiste kaldığı günleri de aktaran oyun, adeta Baldwin’in bu şehirdeki üretimlerinde prangalarından kurtulduğunun bir yansıması gibidir.
Şehirdeki Doğu-Batı sentezi alışkanlıklar, Müslüman-Hristiyan melezi tarihi yarımadanın nimetleri; camiye çevrilmiş eski Bizans yapıları ve kapalı çarşılar, Haliç’in kayıkları, sokak satıcıları, büfeler, ahşap masalarda tavla oynayıp çay içen oralılar… Tüm bu sahnelerin içinde yabancı hissetmez kendini yazar. Arkadaşı Sedat Pakay’ın çekmiş olduğu karelerde de onu İstanbulluların arasındayken oldukça rahat tavırlarıyla görürüz. Kameraya poz veriyor olsa bile doğal anın içinde, “orada”dır.
Magdalena Zaborowska’nın kaleme aldığı James Baldwin’in Türkiye'de 10 Yılı: Sürgünün Erotizmi kitabında yazarın Amerika’dan uzaklaşarak ne kadar doğru bir karar aldığına değinilir. Ayrıca, yazarın 1963’te verdiği bir röportajda artık toplum tarafından düşmanlaştırılmadan üretebildiği, ölüm tehlikesi yaşamadan acılarını yazıyla aktarabildiği belirtilir.
Baldwin, İstanbul’daki sanat camiasından birçok tiyatrocunun yanı sıra Yaşar Kemal, Cevat Çapan, Zeynep Oral gibi isimlerle de dostluklar kurar. Bu defa “zenci” değil “Arap Jimmy” lakabıyla anılsa da bunu bir şaka olarak algılar ve lakabını kendi ülkesinde hissettiğinin aksine ırkçılık olarak yorumlamaz. Amerikalı yazar İstanbul’a taşındığından itibaren gazeteler adından sıkça söz eder, fotoğrafları yayımlanır. Bir fotoğraf karesinde Boğaz’da rakı-balık keyfi yapar İstanbul’a davet ettiği Marlon Brando ve diğer dostlarıyla. Bir başka fotoğrafta Yaşar Kemal’le birlikte kameraya gülerek poz verir, bir diğerinde mutfağında balık kızartırken vizöre yansımıştır. Kendisine gösterilen ilgi dozunda, özgürlüğü zincirlenmemiş, dilediği gibi yaşayabildiği, hatta cinsel kimliğini de saklaması gerekmediği bir dönemdir Baldwin için 1961-1971 İstanbul yılları.

Boğaz’ın Kıyısında, Daktilosunun Başında
Baldwin, İstanbul’da aralıklı olarak 10 yıl süresince yaşarken kimi zaman Cezzar çiftiyle beraber Bodrum’a tatile gider, kimi zaman partneriyle Erdek’te vakit geçirir. Şehrin karmaşası onu yormuş mu bilinmez ama Karadeniz kıyılarında, Kilyos’ta arkadaşlarıyla bir araya geldiği de olur. Şehre adım attığı ilk zamanlarda Gülriz Sururi ve Engin Cezzar çiftinin Gümüşsuyu’ndaki evlerinde kalır. Sonradan arkadaşları tarafından, kendisine Boğaz kıyısında, Rumelihisarı'nda bir ev bulunur. Gazeteci Nilay Örnek’in, Gülriz Sururi’nin manevi kızı Zeynep Miraç Özkartal’dan aldığı bilgiye göre; yazar Tell Me How Long the Train’s Been Gone kitabını da bu evde tamamlar.
Rumelihisarı’ndaki evindeki verdiği davetlerde yakın çevresinden arkadaşlarını ve Robert Koleji’nden tanıdıklarını ağırlar. Yurtdışından bu eve gelen konuklardan biri de Baldwin’in hayatında büyük önem taşıyan Amerikalı ressam Beauford Delaney’dir. Baldwin’in daveti üzerine İstanbul’a gelen ressam şehrin ve Baldwin’in dostlarının ona verdiği ilhamla 1966’da yeni resimler yapmaya başlar. James Baldwin’in portresi dışında Delaney’in resimlerinden birinde Gülriz Sururi’nin portresini görürüz. Bu portre, 2022’de Londra’da önemli bir değere satılır.
İstanbul’da kurulan yepyeni arkadaşlıklar, bitirilen kitaplarla birlikte tamamlanmış duygular, fotoğraf karelerinde birer figür olmuş İstanbul yüzleri arasında yapılan semt gezileri, Haliç sularındaki kayık gezileri, Yeni Camii çevresinde oynanılan tavlalar, Kapalıçarşı çevresindeki sahaflar, Boğaz’da ağırlanan eski dostlar derken James Baldwin’in şehirdeki bu uzun yolculuğu 1971’te sonlanır.
Yazar, 1984’te 63 yaşındayken Fransa’nın Saint Paul de Vence kasabasında kanser sebebiyle vefat eder. Yazarın İstanbul günlerinden bize Sedat Pakay'ın karelerinden yansıyan bir çift haylaz göz, bir de Gülriz Sururi, Engin Cezzar ve James Baldwin’in el ele tutuşup, gençlik çağlarındaki gibi umarsızca kameraya gülümsedikleri Galata Köprüsü fotoğrafı kalır.
Referanslar
Gülriz Sururi - Bir An Gelir
Magdalena Zaborowska - James Baldwin’in Türkiye'de 10 Yılı: Sürgünün Erotizmi
Nilay Örnek - Her Umur Ortak Arar
Sedat Pakay - James Baldwin: From Another Place
Terence Dixon - Meeting the Man: James Baldwin in Paris




