BİR DOĞU EKSPRESİ ROTASI
İPEKYOLU İZİNDEN: ERZİNCAN VE SİVAS

Tempo Travel Ocak 2019 sayısında yer almıştır.

Tarihi İpekyolu’nun izinden gidiyoruz. Tarihin, efsanelerin, kaşiflerin yolundan… Yolumuzun üzerinde, kışın ortasında bile baharı yaşatacak güzellikte olan Kemaliye, büyülü Ulu Camii’nin evi Divriği ve aşıklar şehri Sivas var. Bir yandan Evliya Çelebi’yi anacak, bir yandan da coğrafyanın karşımıza çıkardığı sürprizlere şaşıracağız. 

 

Cennet Köşeleri: Kemaliye ve Köyleri

Doğu Ekspresi’yle yeniden yollardayım. Bu kez, Erzincan’ın “cennet bahçesi” Kemaliye, fotoğraflarına baktığımda Anadolu ruhunu hissettiğim, göz alıcı Ulu Cami’ye ev sahipliği yapan Divriği ve aşık geleneğinin yüzyıllardır yaşatıldığı Sivas için yol alıyorum. Trenimiz sislerin içinden geçerek, Bağıştaş’a -ineceğimiz durağa- yaklaşıyor. Raylardan gelen dinlendirici ses eşliğinde, Erzincan’ı hayal etmeye başlıyorum. Ortaçağ’ın en verimli günlerinde, mallarını takas etmeye gelen kervanlar, bambaşka coğrafyaların gizemi peşinde yollara düşen Avrupalı gezginler, “yurt” denilen çadırlarda birbiriyle hikayeler paylaşan göçerler, ipeğin adını alan; o sonsuz gibi gözüken yolda dizilen kervansaraylar… O kervansaraylardan yolu geçmiş; bana bu gezi için en büyük ilhamı veren Evliya Çelebi’nin 17’inci yüzyılda bu toprakları gezerken gördüklerini zihnimden geçirirken, kondüktörün sesi geliyor: “Bağıştaş!”. Trenden iner inmez alışkın olmadığım bir coğrafyanın ortasında buluyorum kendimi. Ne zaman yeni bir yere varsam, ilk önce önümde uzanan bir mavi ararım, ama bu kez farklı. Buraların denizi işte bu heybetli dağlar. Şimdi, o dağların arasından geçerek yepyeni hikayelere doğru yola koyulmaya hazırım.

Bağıştaş durağında, Kemaliye’yi avcunun içi gibi bilen rehberimiz Şevket Gültekin ile buluşuyoruz. Keskin bir soğuk yüzümü ısırıyor. Arabaya atlayıp, boz tepelere ve ağaçların üzerinden kanat çırpan yırtıcı kuşlara hayretle bakarak ilerliyoruz.

Kemaliye’ye vardığımızda, ilk olarak bir tepeye çıkıp civardaki köyleri izliyoruz. Sırakonak (Pegir), Apçağa, Yuva ve Toybelen köyleri, çocukken TRT’de seyrettiğim Bob Ross’un yetenekli fırça darbeleriyle yarattığı, yemyeşil ağaçlar, karlı dağlar, tül gibi akan nehirlerden oluşan tabloları andırıyor. Munzur Dağları eteklerindeki bu köylerin resmini, yanlarında çağlayan Fırat Nehri’nin kollarından Karasu tamamlıyor.

Böyle bir manzaraya karşı aklınıza gelmesi muhtemel Orda Bir Köy Var Uzakta şiirinde bahsi geçen köye de uzak değilsiniz; Apçağa Köyü ta kendisi. Şair Ahmet Kutsi Tecer’in adını taşıyan müze bu güzel köyün en önemli sembollerinden, ama hepsi bu değil. Köyün dik yokuşlu taş sokaklarını gezmeye başladığınızda karşınıza çıkanlara şaşıracaksınız. 200-300 yıllık köy evleri, tarihi çeşmeler… Asırlar devirmiş bu eski evler “hımış” dolgu tekniğinin iyi birer örneği. Bu teknikte, ahşap iskeletin arası tuğla, kerpiç ve tahtayla dolduruluyor. Eski evlerin “eli böğründe” denilen, aynı elini böğrüne koymuş bir duruşu andıran ahşap destekleri de dikkatinizi çekecek, ama kapı tokmaklarına ayrıca dikkat! Kemaliye evlerinin her biri farklı olan kapı tokmakları iki türlü; erkekler için yapılmış tokmaklara vurulduğunda kalın ses, kadınlar için yapılanlardan ise ince ses çıkıyor.

Köyü gezerken, hamam, fırın, atölye ve dükkânların isimlerini ahşap tabelalar üzerine yazmaları çok hoşumuza gidiyor. Bu köyde, geçmişten günümüze ulaşmayı başarmış her şey birbiriyle uyum içinde ve estetik açıdan hiçbir şey gözü rahatsız etmiyor. 

Kemaliye’ye döndüğümüzde, evlerin önlerinden akan suların, cennet hurması, dut ve ceviz ağaçlarının, sarı, kızıl yaprakların üzerlerine doğru uzandığı taş ve ahşap evlerin güzelliğiyle sarıp sarmalanıyoruz.  Keban Baraj Gölü kıyısında, vadi içinde kurulmuş, 19’uncu yüzyılda ticari anlamda çok güçlü olan Kemaliye’nin isminin hikâyesini rehberimizden dinliyoruz. Kemaliye’nin eski ismi Eğin; Göktürkçe’de “cennet gibi güzel bahçe” anlamına geliyor. Gerçekten de cennet gibi… 1922’de Atatürk’ün “Eğinliler, siz kemale ermiş insanlarsınız. Bu yüzden adımı size veriyorum” demesiyle de Kemaliye adını almış. 

Rum, Ermeni ve Türklerin iç içe yaşadığı köyler mübadeleden büyük ölçüde etkilenmiş. Bu göçlerle birlikte Kemaliye ve köylerine hâkim olan zanaatkârlık, sarraf ve altın işlemeciliği gibi meslekler de azalmış. Günümüzde, gençlerin büyük şehirlere göç etmesiyle bu zanaatları devam ettirecek yeni nesiller yetişmiyor. Yine de bir dönem Kemaliye’de çok revaçta olan demirciliğin izlerini hâlâ merkezdeki birkaç atölyede bulabilirsiniz. Kapılarını çalın, demir ustalarıyla sohbet edip, Kemaliye’nin o eski günlerini yâd edin. Kendinizi, demir dövme seslerinin bu sokaklarda aralıksız çınladığı günleri düşlerken bulacaksınız.

Kemaliye’nin çarşı içindeki dükkânlarını gezdikten sonra, ceviz ve dutun karışımından elde edilen meşhur lök tatlısının satıldığı Lökhane’ye uğruyoruz. Lök ve kurutulmuş mürver çiçeği alıp, sokaklarda gezmeye devam… İlkbaharda, doğanın uyanmasıyla daha da canlı renklerin dolduracağı bu sokaklara yeniden geleceğimiz hissiyle, gördüğümüz tüm manzaralara teşekkür ederek ayrılıyoruz Kemaliye’den.

Günün sonunda, Erzincan’ın doğasını Evliya Çelebi’nin sözleriyle yeniden anıyorum: “Kar yağar ama üç günden fazla durmaz. Daima sebzesi ve çiçekleri eksik değildir. Bağ ve bahçesi içinde abıhayat akarsuları bol, sahralarda hayrat ve bereketleri çok… Cennet bahçeleri içinde bir cennet köşesi.” Yılan gibi kıvrılan yolda manzaraya bakarken benzer güzellikleriyle bizi yüzyıllar sonra da büyüleyen Erzincan’a “İyi ki geldik!” diyorum.

Kemaliye’ye dair tavsiyeler


*Doğu Ekspresi ile varacağınız Bağıştaş durağı Kemaliye’ye en yakın nokta. Buradan bir tur rehberiyle anlaşarak yola devam etmek en rahat yöntem. Ayrıca dolmuş-minibüs seferleri de yapılıyor. (Kemaliye (Erzincan) ve Divriği (Sivas) rehberli turu için, Şevket Gültekin ile iletişime geçebilirsiniz. e-posta: sgultekin24@gmail.com / Tel.: 0542 696 00 63)

*Kemaliye’de ocak-şubat aylarında dağlar karlarla kaplanıyor. Mayısta ise çiçekler açıyor. Doğu iki türlü de harika. Tercih sizin!

*Kemaliye’de doğanın içinde yemek yemek için Doğaperest restoranı listenize alın. Kamp alanı sağlayan restoranın, bölgede alkol satışı yapılan tek mekân olduğunu da belirteyim. Hacı Yusuf Mah. Çevlik Sok. No:11 Kemaliye / Tel: 0532 245 11 23
*Kemaliye’de konaklamak için geleneksel mimarisiyle Eğin Konağı’nı tercih edebilirsiniz.
www.eginkonagi.com /  Tel: 0533 464 25 11
*Kemaliye’ye yolunuz yaz aylarında düşerse, Kırkgöz Tepesi’ne çıkıp buz gibi doğal suyundan içerek manzaraya bir de oradan bakın. Tepeden Kemaliye’yi ve Fırat Nehri manzarasını izleyebileceğiniz bir diğer nokta, Apçağa Köyü’nde yer alan Kayabaşı Parkı.
*Kadıgölü kıyısında bulunan, 17’nci veya 18’inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Orta Cami’yi ziyaret edin.
*Ekolojik çiftlikleri gezmeyi seviyorsanız, Apçağa’da yer alan TaTuTa Latif Yalçıner Çiftliği’ni ziyaret edebilirsiniz. Konuk veya gönüllü olmak için önceden kaydolmak gerekli.
www.tatuta.org  / Ariki Mah., D877, Apçağa Köyü

*Uzun yürüyüşlere meraklıysanız Kemaliye ile İpek Yolu arasının bir kısmını yürüyebilirsiniz.
*Yazları Karasu’da rafting, botla gezi gibi doğa sporları yapılıyor.

 

 

Kalp Atışlarını Hızlandıran Karanlık Kanyon ve Divriği

Fırat Nehri’nin Karasu kolu boyunda, Karanlık Kanyon’un yamacına oyularak açılmış meşhur Taşyol’dan Divriği’ye doğru ilerliyoruz. Heyecanla uçurumdan aşağıya; çağlayan yemyeşil sulara, kayalıklar arasından utangaç bakışlarıyla aniden çıkan dağ keçilerine ve doğanın bakir güzelliklerine bakıyorum. Fotoğrafların hakkını veremediği bir doğa! Bu hissi birebir yaşamak için bu yoldan, kanyonun hemen kenarından geçmeniz gerektiğini belirtmeliyim. Hayatımda gördüğüm en kıvrımlı, en heyecan verici yollardan biri Taşyol. Tüneller, keskin virajlar, uçurumlar… Araçların karşılıklı birbirini görmesine imkân yok. Bir tünelden çıkıyor, arabanızı hoop uçurumun kenarında buluyorsunuz. Tam düz yola gelip rahat nefes aldığınızda, yeni bir tanesi daha… Kemaliyeli işadamları ve halkın yardımlarıyla 132 yıllık bir emeğin sonucu oluşturulmuş Taşyol’da, dönemin valisi Recep Yazıcıoğlu’nun da payı büyük. Gözlerimizi yoldan ayırmazken, bir yandan da rehberimizle onun Erzincan’a katkılarından söz ediyoruz. Yol fikri, 18’inci yüzyılda, İç Anadolu'ya bağlantının sağlanması için gündeme gelmişse de yöre halkının kazma kürekle işe girişmesi 1949’u bulmuş. Yazıcıoğlu faktörü burada devreye giriyor. 1993 yılında devlet-vatandaş işbirliğiyle proje tekrar başlatılıyor. Sonuç, bir başarı hikayesi. Günümüzde ise Avaz bölgesinden Kemaliye'ye açılan büyük yol ile Taşyol ulaşım bakımından önemini bir parça kaybetse de şu haliyle az bulunur bir macera vaat ediyor. 8 km’lik yol boyunca gördüğümüz kanyon manzaralarından, sanki sert bir üslupla kaşlarını çatan ve insana meydan okuyan doğanın gücünden etkileniyoruz.

 

Karanlık Kanyon’da mayıs ayının ikinci haftası düzenlenen Doğa Sporları Şenlikleri’nde, dünyanın farklı yerlerinden gelen ekstrem sporcular nefes kesen performanslar sergiliyor. Karasu’ya dik biçimde inen kaya duvarlarının yüksekliği bazı noktalarda 400-500 metreye ulaşıyor. Bu nefes kesen doğa parçasının kalbinde, base-jumperlar karşılıklı iki kaya duvarının arasına gerilen çelik halatlardan 480 metre aşağıdaki bir kara parçasına serbest atlayış yapıyor. Etrafımızdaki doğaya bir de bu gözle bakıp, yapılan bu sporları hayal etmek kanımızı harekete geçiriyor.

  

Yaklaşık 2 saat süren Karanlık Kanyon yolculuğumuzun ardından, Sivas sınırlarındaki Divriği’ye vardığımızda, Orhan Pamuk’un senaryosunu yazdığı Gizli Yüz’ün sahneleri geliyor gözlerimin önüne. Sisler içinde, biraz yalnız, sanki saatlerin durduğu gizemli bir yer burası. Küçük çarşıda, eski binaların arasından geçerken, evlerin bacalarından dumanlar, pideci dükkânlarından mis gibi kokular yükseliyor. Berber sobalarında çaylar tütüyor. İçiniz ısınıyor. Kafanızı kaldırdığınızda göz göze geldiğiniz dik dağların arasında, derin vadiler içinde çıplak bir araziye kurulmuş Divriği, tipik bir Anadolu kasabası. Vitrinleri rengârenk dükkânlar, terziler, kuruyemişçiler, tavşankanı çay eşliğinde tavla oynanan kıraathaneler ve penceresinde posterlerle bir kasetçi… Eski bir fotoğrafa bakıyor gibiyim.

Divriği’ye esas gelme sebebimiz Ulu Camii. 1228-1243 yılları arasında yapılmış camiye yaklaştıkça, sağ taraftaki yamaçta yükselen kaleyi görüyoruz. Hani şu, Evliya Çelebi’nin “Büyük Fırat Nehri kenarında göklere doğru baş çekmiş, yalçın sarp kaya üzerinde ibret verici bir büyük kale” diye anlattığı 1180 tarihli kale. Camii restorasyon sebebiyle (2.5 yıl daha sürmesi bekleniyor) maalesef kapalı, ama dışarıdan görülebilen taş işçiliği ve motifleriyle de insanı derinden etkiliyor. Evliya Çelebi’nin “Üstad, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır” dediği; göz alıcı kapı ve duvarlara bakıp, arkasındaki ince işçiliğe bir kez daha hayran kalıyoruz.

Cami, darüşşifa ve türbe bölümlerinden oluşan Ulu Camii, Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiş. Cami Ahmet Şah tarafından, Darüşşifası ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. 1985’te UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ne de alınmasıyla esere ilgi artmış. İncelemeye gelen Japon araştırmacıların belirttiği bir detaya göre; caminin batı kapısında ikindi güneşi düştüğü zaman ayakta durarak, namaz kıldığı tahmin edilen bir erkek silueti ve caminin cennet kapısında 07:00 civarında ise bir kadın silueti beliriyor. Bu siluetleri mayıs-eylül ayları arasında görebiliyorsunuz. 

Eğri büğrü taşlı ve kıvrımlı sokaklarından geçerken Divriği’yi olduğu haliyle seviyorum. Gecesi sessiz, sabahı sisli, insanlarının sizden bir “merhaba”yı eksik etmediği bu yer, unutmuş olduğumuz bir masalı, baba sıcaklığıyla yeniden anlatıyor bizlere.

Divriği’de Mutlaka!


*14’üncü yüzyılda, Selçukluların son döneminde yapıldığı düşünülen tarihi Ali Kaya Hamamı’nı görün.
*Ayan Ağa, Sancaktar, Abdullah Paşa ve Tefrüzlü Konağı’nı ziyaret edin. Bu konaklar, Osmanlı döneminde taş ve ahşap işçiliğinin en iyi örneklerini ve dönemin zenginliğini yansıtıyor. Haremlik, selamlık, kış odası bölümleri, o dönemin işçiliği örnek alınarak restore edilmiş.
*Çiğdemli (eski adıyla Tuğut) Köyü’ne gidin. Öncesinde Hristiyanların yaşadığı köye 9’uncu yüzyılda Müslümanlar gelmiş. El işçiliklerinin (küp, testi, güveç yapımı vb.) 13’üncü yüzyılda geliştiği biliniyor. Selçuklu ve Osmanlı döneminden iki köprünün yan yana olması o dönemlerin zengin köylerinden biri olduğunun göstergesi. Kervanlar bu köprülerden birini gidiş, diğerini dönüş için kullanıyormuş.
*Divriği merkezde Konak Restoran’a uğrayıp, kuru fasulye, mercimek çorbası ve tas kebabından tadın. Konak Restoran Adres: Kemenkeş Mah., Sayar Sok. No:3 / Tel: 0532 332 53 90
*Meşhur Divriği pilavından yemek isterseniz, restoranlara önceden sipariş verip, ayarlamanız gerekiyor.
*Konaklama olarak, taksi ile merkeze ulaşabildiğiniz; biraz tepelerde yer alan Divriği Otel’ini tercih edebilirsiniz. Divriği Otel Adres: Esentepe Sok. No:100 / Tel:0346 419 13 13
*Oturup, sıcak bir çay eşliğinde dinlenmek için çarşı içindeki Kama’nın Yeri’ne uğrayın.
Kama’nın Yeri Adres: Kemenkeş Mahallesi, Şenol Sok.
*Tandır yemek isterseniz, çarşıdaki Yılmaz Tandır’a, akşamları odun fırınından gelen pide kokularını takip edip Yeşil Divriği Pide Salonu’na gidebilirsiniz.
Yılmaz Tandır Adres: Kemenkeş Mah. Şenol Sok.
Yeşil Divriği Pide Salonu Adres: Kemenkeş Mah. Şenol Sok.
*Divriği’den Sivas’a devam edecekler için, çarşı girişinden her sabah minibüsler kalkıyor. Saatlerini esnafa veya kaldığınız otele danışabilirsiniz.

Aşıklar Şehri: Sivas

Sabah, Divriği’den Sivas merkezine gitmek üzere bir minibüse biniyoruz. Minibüsün arkasına içinde kışlık erzakların olduğu çuvallar ve paketler yerleştiriliyor. Minibüs, dağların zirvelerine doğru tırmandığında, uzaktan ıssız gözüken karla kaplı köyleri izlemeye başlıyorum. Sanki bir heykeltıraş tarafından yontulmuş dağlar, dağların yamacında yan yana dizilmiş köy evleri, donmuş tabelalar, yoldan geçen; uzaktan el edip şoföre selam verenler… Ne güzel geliyor karı izlemek, beyazın içinden geçerek buradaki yaşamlara tanıklık etmek. 

Şehir merkezine vardığımız ilk andan itibaren, Sivaslıların cana yakın halleri içimizi ısıtıyor. Bu şehrin insanları o kadar misafirperver ki, birçoğunun ikramını geri çeviremeyip, sürekli yerel lezzetlerden tadıyoruz. Bir köşede iş molası vermiş, tulum peyniri ve pide yiyen bir amca peynirinden ikram ediyor bize. Biraz ötede, bir şeker dükkânı önünden geçerken sahibi dışa çıkarak lokumlarından tattırıyor. 

Tarihi İÖ 8000 yıllarına dayanan Sivas, İpekyolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri. İran, Mezopotamya ve Karadeniz sahillerini birbirine bağlayan kervan yolları üzerinde kurulmuş. 1270’te yaptırılan Gök Medrese’si, Anadolu Selçuklu Devleti’nin en önemli eserleri arasında. Şu anda restorasyonda, ama taç kapısını ve mavi çini işçiliğini dışarıdan da izleyebiliyorsunuz. Bir kısmı yıkılmış olan 1271 tarihli Çifte Minareli Medrese’nin tam karşısında yer alan Şifaiye Medresesi de Anadolu Selçuklu dönemine ait. Medreseyi inceleyip, buradaki dükkânları geziyoruz. Sivas’a özel kemik tarak ve bıçaklara göz attıktan sonra avlusunda oturup bir çay içerek dinleniyoruz.  

Günün sonunda bir “âşıklar kahvesi” arıyor gözlerimiz. Malum âşıklar şehri Sivas’tayız. Bir Âşık Veysel sever olarak bu konuda kararlıyım. Tesadüfen bir tabelada Sivas Fasıl Heyeti Âşıklar ve Halk Oyunları Derneği yazısı ile karşılaşıyoruz. Üst kata çıkıp zillerine basıyoruz. İçeride dernek başkanı, fasıl heyeti, çay eşliğinde sohbet eden birkaç üye, bir de Âşık Efsani var. Tek tek tanışıp, onlardan aşık geleneğinin nasıl devam ettirildiğini dinliyoruz. Burada her yıl aşık atışmaları ve aşık geleneğini yaşatan etkinlikler düzenleniyormuş. “Böyle bir geleneği devam ettirmek bütün amacımız.” diyor dernek başkanı. Sohbetimiz esnasında, fasıl heyeti müziğe ara veriyor ve sazın başına bu kez Aşık Efsani geçiyor. Hem kendi yazdığı hem de Âşık Veysel’den birkaç eseri seslendiriyor. 

Günü birlik geldiğimiz Sivas’ı gezmek o kadar hoşuma gidiyor ki, ayaklarım geri giderek buradan ayrılıyorum. Damağımda Çerkez’in Kahvesi’nde içtiğim bol köpüklü Türk kahvesinin, Sivas köftesinin, bakır bardaklarda gelen yayık ayranın ve ikram edilen tereyağlı katmerlerin tadı, dilimde Aşık Veysel’in kalbe dokunur sözleri ve anılarımda gün boyunca karşılaşıp, sohbet ettiğim insanlar kalıyor.

 

Sivas Fasıl Heyeti Aşıklar ve Halk Oyunları Derneği Adres: Çarşıbaşı Mah. Şemsi Sivasi Cad. No: 12 K:1 D:1 Tel: 0346 225 10 25

Sivas’ta Mutlaka!

*Hediyelik için Sivas’ın bıçakları, kemikten tarakları, tespihleri ve gümüşlerine göz atın. Bunlar Şifaiye Medresesi içindeki dükkanlarda mevcut.
*Sivas bıçaklarına dair hikayeler dinlemek, yapılışını daha yakından görmek isterseniz Bıçakçı Şirin Baba’nın dükkanına uğrayın.
Bıçakçı Şirin Baba Adres: Pulur Mah., Atatürk Cad. No:26/A Tel: (0346) 225 55 42
*Sivas’ın meşhur sebzeli kebabını yemek için Lezzetçi Sivas Mutfağı’na uğrayın.
Ali Ağa Cami Sok. No:12
* Sivas merkezindeki fırınlardan tereyağlı Sivas katmeri bulabilirsiniz.
*Meşhur Sivas köftesini Köfteci Kirli Ahmet’te tadın. Sivas köftesi, acılı sos, pide, salata ve bakır bardaklarda gelen yayık ayranla servis ediliyor. Bu köftenin özelliği sadece tuz ve etten yapılması.
Halil Rıfatpaşa Mah., A, İnönü Blv. No:50 Tel: 0(346) 226 28 27
*Tarihi şekerci Doğu Şekerleme’ye uğrayın. Bu dükkanda lokum, tahin helvası ve akide şekerleri başta olmak üzere birçok çeşit var.
Atatürk Cad. No: 24
*Tarihi Taşhan Çarşısı’nda gezin.
Eskikale Mah., Atatürk Blv. No:24
*Çerkez’in Kahvesi’nin bol köpüklü kahvesinden için.
Atatürk Cad. Paşa Camii Arkası., Çarşıbaşı Mah.
*Sivas Kongresi’nin imzalandığı ve Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı kongre binasını görün. Bu bina, Barok-Ampir mimari tarzının örneklerinden biri. 1930’tan 1982 yılına kadar lise olarak hizmet vermiş. Mehmetpaşa Mah., Taşlı Sok. Sivas Müze Müdürlüğü
*Eğer vaktiniz varsa, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan Köyü’ndeki halk ozanı Âşık Veysel Müzesi’ni gezin. Müzede fotoğraflar, kişisel eşyalar, şiirler ve ozana dair yayınlanan eserler sergileniyor. Anısını yaşatmak için her yıl 9-11 Temmuz arasında Sivas'ta ve bu köyde anma töreni ve “Âşık Veysel Aşıklar Bayramı” festivali düzenleniyor. 

© 2023 by Deniz Yılmaz Akman

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Flickr Simge